Türkiye'de kentsel dönüşüm ve yapı yenileme projeleri hız kesmeden devam ederken, bu süreçlerin yarattığı çevresel yük de her geçen gün artıyor. İnşaat ve yıkım faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan milyonlarca tonluk atık, genellikle depolama alanlarına gönderilerek heba ediliyor. Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman İpek, bu atıkların aslında doğru bir yönetimle yeni yapıların temel taşı olabileceğine dikkat çekiyor.
Sürdürülebilirlik için atık yönetimi şart
Küresel ölçekte enerji, su ve hammadde kullanımının büyük bir kısmının inşaat sektörüyle bağlantılı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. İpek, atıkların iyi yönetilmemesinin hem doğal kaynakların tahribatına hem de emisyon değerlerinin yükselmesine neden olduğunu ifade ediyor. Özellikle beton, tuğla ve metal gibi malzemelerin yeniden işlenmesi, döngüsel ekonomi için kritik bir adım olarak görülüyor. Dünya genelinde bazı ülkeler geri dönüşümde yüzde 90'ın üzerinde başarı sağlarken, Türkiye'nin bu alandaki potansiyelini kullanması için yeni stratejilere ihtiyacı var.
Seçici yıkım ile hammadde tasarrufu
Türkiye'deki mevcut uygulamaların genellikle sadece ekonomik değeri yüksek olan demirin ayrıştırılmasıyla sınırlı kaldığını belirten Doç. Dr. İpek, çözüm önerisini şöyle özetliyor: "Döngüsel ekonomi modeline geçişte binaların yıkımı öncesinde tehlikeli atıkların ayrıştırıldığı ve malzemelerin sırayla söküldüğü 'seçici yıkım' yöntemi kilit rol oynar. Bu yöntem hem ham madde tasarrufu sağlar hem de beton atıklarının kırma-eleme tesislerinde işlenerek ikincil agrega olarak ekonomiye kazandırılmasına imkân tanır."
Bölgesel veriler atık yükünü gözler önüne seriyor
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 2024 yılı raporları, sorunun büyüklüğünü rakamlarla ortaya koyuyor. Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgeleri gibi sadece belirli alanlardan elde edilen veriler dahi, milyonlarca metreküplük atık hacminin yönetilmesi gerektiğini gösteriyor. İstanbul ve Ankara gibi metropollerin verileri eklendiğinde, ortaya çıkan tablonun çok daha büyük bir atık potansiyeline işaret ettiği vurgulanıyor. Uzmanlar, bu atıkların "çöp" olarak görülmek yerine, inşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu ikincil hammadde kaynağı olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.